İlâhî Haber

veyis1.jpgKonya'nın mümtaz büyüklerinden ve Cumhuriyetin ilk sıkıntılı yıllarında dini mücadeleyi öğrenci yetiştirerek bütün azmi ile yürüten Hacıveyiszade Mustafa Efendi'nin vefatının sene-i devri münasebeti ile, daha önce Konya'da kendisi için yapılan yad programının içeriğini tekrar istifadenize sunuyoruz. ruhu için; el-Fatiha...

Vefatının 48. sene-i devriyesi münasebetiyle Selçuklu Belediyesi ve Hacıveyiszâde Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği’nin Konya Ticaret Odası Konferans Salonunda tertip etmiş olduğu “Hacıveyiszâde Mustafa Efendi ve Ailesi” isimli panel büyük alaka gördü.

(1923’ten 1950’ye kadar geçen yıllar Anadolu evladının dininden ve ananelerinden koparılmak istendiği, dinini yaşamak ve yaşatmak isteyen din adamlarının jandarma dipçikleri ile meydan yerlerinde sürüklendiği günlere şahit olmuştur. Bu sıkıntı ve azab dolu günlerde Anadolu evladının kökleri ile olan irtibatını koparmak isteyenlere inat, hak ve hakikat nurunun ziyasını dört bir yana yayma maksadında olan hizmet erleri, Anadolu evladının köküne murtabıt olmasını temin etmiştir. Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bu vazifeyi ifa eden hizmet erlerinden biri de Konyalı Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’dir.)

Hacıveyiszâde merhumun öğrencileri Av. Mehmet Ali Uz, Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı, Halit Güler ve Ahmet Baltacı’nın konuşmacı olduğu panelin oturumuna başlanmadan evvel Kur’an Tilaveti ve resmi zevatın selamlama konuşmaları cereyan etti.

Ahmet Eryılmaz’ın okumuş olduğu Kur’an’ı Kerim’i müteakip kürsüye gelen Hacıveyiszâde Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği başkanı Yeğenoğlu,  derneklerinin şimdiye kadar mutad üzere yapmış olduğu anma programlarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek hizmetlerini kısaca izah etti. Daha sonra kürsüye gelen Selçuklu Belediye başkan yardımcısı Abdulkadir Gök, hocasının hocası olan merhumu hayırla yâd ettikten sonra, belediyelerinin kültürel faaliyetlere de ehemmiyet verdiğini söyleyerek bu tür programlara destek sunmak sureti ile bunu ortaya koyduklarını ifade etti. Daha sonra kürsüye gelen Konya müftüsü Mustafa Kutlu Bey ise, hocanın kâli ile hali bir olan bir Müslüman olması sebebiyle örnek bir şahsiyet olduğunu ve günümüzde de bu tür şahsiyetlere ihtiyaç bulunduğunu zikretti.

veyis2.jpg

Açılış konuşmalarının ardında başlayan oturumda oturumu da yönetmesi hasebiyle ilk olarak söz alan Mehmet Ali Uz Bey, panelin başlığında Hacıveyiszâde Mustafa Efendi’nin haricinde ailesi ibaresinin de geçme sebebinin aile efradında şubat ayında vefat edenlerin birden çok olması olduğunu ifade etti. (Hacıveyiszâde Mustafa Efendi / 5 Şubat- Ali Ulvi Kurucu *yeğeni* / 3 Şubat- Mehmet Kurucu *oğlu* / 8 Şubat) Mehmet Ali Uz Bey, hocanın ahlak-ı hamide ile muttasıf üstün bir şahsiyet olduğunu ve devrinde kadın, erkek; çoluk çocuk; genç, ihtiyar; Müslim, gayr-ı Müslim herkesin ve her kesimin sevgi ve muhabbetini kazandığını, bir yoldan geçeceği vakit herkesin yolun kenarına dizilip onun selamını almak için beklediğini zikretti.

Bir ilim adamının hayatını ve kendisini anlatmanın kolay olduğunu fakat gönül adamlarını anlatmanın neredeyse imkânsız olduğunu ifade eden Mehmet Ali Uz, gönül ehlinin dünyaya ve insanlara bakışının farklı olduğunu, bu sebepten hocaefendiyi anlatmanın da zor olduğunun idrakinde olduğunu beyan etti. Mehmet Ali Uz konuşmasını bitirmesinin ardından sözü ilk olarak Prof. Dr. Mustafa Uzunpostalcı’ya verdi.

Hocanın hayatını anlatmaya çalışacağını ifade eden Uzunpostalcı da, erişilemez noktada olan şahısları anlatmanın zorluklarından bahsetti. Daha sonra sahabe ile Allah Resulü arasındaki ilişkiyi anlatan ve sahabenin resule sorgusuz sualsiz itaat ettiğini ancak günümüz toplumunda bu şekildeki bir teslimiyetin söz konusu olmaması hasebiyle hayatı ile örnek teşkil edecek şahısların bu vesile ile günümüz toplumunda mühim bir rol oynadıklarını ifade etti. Hocaefendinin bu örnek şahsiyetlerden birisi olduğunu ve kendilerinin de onun talebeleri olarak hocayı anlatmak suretiyle, gelecek nesillere örnek alabilecekleri bir şahsiyet sunmuş olduklarını beyan eden Uzunpostalcı, daha sonra hocanın hayatını anlatmaya başladı.

Hoca 1887’de Konya’da doğdu ancak resmi kayıtlarda 1889 olarak gözükmektedir. Ulemadan ve kıraat üstadı olan babası Üveys Efendi 1935’de hakkın rahmetine kavuşmuştur. İlk tahsilini babasından alan ve hıfzını da onun yanında tamamlayan hocaefendi, tahsilini evlerinin civarındaki Adliye Medresesi ile maruf medresede 18-19 yaşlarında tamamladı ve bu medresede hocalık yapmaya başladı. (Uzunpostalcı bunları anlattıktan sonra medresenin genç neslin aklında menfi bir mana ifade ettiğini ancak medreselerin o devirde bir nesli adamakıllı yetiştiren kaliteli kurumlar olduğunu ekledi)

Asıl ismi Mustafa Sabri ve soy ismi ailenin fiilleriyle muvafık KURUCU olan hocaefendi, ilmi tahsiline devam ederken manevi olarak da Bahaaddin Efendi’den feyz almaktadır.  Maddi ve manevi tahsilini beraber idame ettiren hocaefendi, medreselerin kapatılmasının akabinde ırklı yıllara kadar fahri imanlık yapmış, daha sonra da Mevlana türbesinin yakınlarındaki Piri Mehmet Camii’nde resmi imamet vazifesine başlamış, bu esnada da gizli gizli talebe okutmuştur. Ellili yıllarda Sultan Abdülaziz’in annesini inşa ettirmiş olduğu Aziziye Camii’ne tayin olan hocaefendi, kendisine teklif edilen müftülük ve senatörlük gibi tekliflerin hiçbirisini kabul etmemiştir.

Din ve dine dair her şeyin tahrib edildiği o günlerde çocuklarına daha iyi bir dini eğitim vermek ve dini hayat kazandırmak için kardeşi İbrahim Bey ile Arabistan’a hicret etmeyi düşünen hocaefendi, vatanında kalıp ileride hizmet edebileceği bir imkân bulabileceği ümidi ile bu kararından son anda vazgeçmiş, biraderi İbrahim Efendi ise kararını tatbik sahasına koyarak hicret etmiştir.

Bir sabır ve metanet abidesi olan hocaefendinin Konya İmam Hatib Okulu’nda verdiği derslerde, bıkmadan usanmadan tekrara başvurduğunu, bir derse girdiği vakit ondan önceki dersi talebeye sorduğunu, cevabı beklemeden de dersi tekrar ettiğini ifade eden Uzunpostalcı, hoca hakkında “ ona bir çoban sopası teslim edin, altı ay sonra hoca o sopayı bir köye imam olacak kifayette yetiştirir” dendiğini ifade etti.

Uzunpostalcı’dan sonra söz alan Hacıveyiszâde merhumun talebelerinden Halit Güler ise, hocaefendi ve ailesinin ilme verdiği ehemmiyet üzerinde duracağını beyan eti.

Hocanın ismi zikredildiğinde aklına sadece onun kendi hocası olduğu geldiğini söyleyen Güler, hocasının ilme düşkünlüğü nispetinde ibadete de düşkün olduğunu ve bu iki hususu beraber yürüttüğünü söyledi.

Peygamberimizin hicretin akabinde Mescid-i Nebevi’de ortaya çıkan Ashabı Suffe’nin bir benzerini hocanın camisinin bir köşesinde ve Konya İmam Hatib Okulu’nda olduğunu ifade etti. Hocanın kendisini Arpça ve Farsça lisanlarında çok iyi yetiştirdiğini, bu vesile ile İslami kaynaklara rahatlıkla inebildiğini ifade eden Güler, hocanın mevkisine, yaşına ve dine bakmadan insana değer verdiğini, bu vesile ile herkesin gönlünde taht kurduğunu ifade etti.

Bu devirde keramet, hizmet etmektir” diyen hocanın, dini ilimlerin hacrinde fenni ilimlerde de farklı hocalardan ders almak suretiyle kendini yetiştirdiğini ifade eden Güler, Konya İmam Hatib Okulu’nun açılmasının akabinde hocanın okula yeni bir arsa alınabilmesi için köy köy yardım topladığını ve bunun için insanüstü bir gayret gösterdiğini ifade etti. Hocanın seyyar burs müessesesi konumunda olduğunu ve neredeyse talebelerinin günlük harçlıklarını verdiğini ifade eden Güler, hocanın “ Bir alim yetiştirmek bin münafığın kahrını çekmeye değer” dediğini zikrederek hocanın ilme ve alime verdiği değeri belirtti.

Halit Güler’den sonra son konuşmacı olarak söz alan Hacıveyiszâde merhumun talebelerinden Ahmet Baltacı, hocanın ahlaki yönünü anlatmaya çalışacağını ifade etti.

Hocaefendinin, babası Üveys Efendi’nin “Gözünüzün, sözünüzün, özünüzün temizliğine dikkat edin… Mutadım, âdetim şöyle diyenlerin sözünden ben hoşlanmam, mutad, adet, Peygamber-i Zişan Efendimizin sünneti olmalı. Onun sünnetini adet edinin. Peygamberin sünneti âdetimdir, itiyadımdır deyin. Benim âdetim şudur demek nefsin ifadesidir. Nefsin esiri olmayın…” şeklindeki sözlerini emir telakki ederek hayatına bu şekilde nizam verdiğini ifade eden Baltacı, Allah Resulü’nün müminlerin en hayırlılarının, görüldükleri vakit Allah’ın hatırlandığı kimseler olduğunu ifade ile hocaefendinin bu vasıflara sahip bir şahıs olduğunu belirtti.

Onun ibadetini görenlerin hayatını sadece ibadetle geçirdiğini, verdiği dersi görenlerin ise hayatını sadece ders vermekle geçirdiğini zannedecek kadar hocanın, kendisini yaptığı işe hakkıyla verdiğini ifade eden Baltacı, hocanın hayatı boyunca uhdesindeki vazifeleri aksatmadığını ifade etti.

Ahmet Baltacı, sözlerini hocanın tatlı, latif ve ibadete düşkün bir Müslüman olduğunu ve bizleri onların şefaatine nail olanların zümresine Cenabı Hakk’ın dâhil etmesini niyaz ederek bitirdi.

Panelin ardından Selçuklu Belediye Başkanı Doç. Dr. Adem Esen panelistlere hediyelerini takdim etti.

 

Abdurrahman MIHCIOĞLU - Marmara İlahiyat

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile