Halil İbrahim AKBULUT

Image

İnsanlar arasında sevilmeye en layık olan, hiç şüphesiz on sekiz bin âlemin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, iki cihan peygamberi, Allah-ü Teâlâ’nın Habibi Rasulullah’tır.

O, Allah'ın sevgilisi olduğu gibi Allah’ı ve ahireti umanlar için de en güzel bir örnektir.(1) Onu sevmek, imanın gereğidir ve kâmil imanın göstergesidir. İki cihanın Efendisi; “Allah’a yemin ederim ki; sizden hiç kimse beni ana-babasından, evladından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe gerçek iman etmiş olamaz”(2) buyurmuştur.

Allah-ü Teâlâ’da, Resulüne itaatin kendisine itaat olduğunu, ona isyanın da kendisine isyan olduğunu bildirerek(3) Allah Resulü’ne sevgi ve itaat göstermemizi emretmektedir. Başka bir ayette de, “Resulüm de ki; eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”(4) buyrularak Resulullah’ı sevmenin ve ona tabi olmanın, Allah’ı sevmek ve Allah tarafından sevilmek için gerekli olduğu vurgulanmıştır.

Allah Resulü, ümmetine karşı çok şefkatli ve merhametliydi. O, doğumundan “Refik-i Âla”sına ulaşacağı ana kadar ümmetini düşünmüş, kurbanına ümmetini de katmıştır. “And olsun, size içinizden öyle bir peygamber geldi ki zahmet çekmeniz onu üzer. Üzerinize titrer. Müminlere çok şefkatli ve merhametlidir.”(5)  

Elbette değer verene değer verilir, seven sevilirdi. Allah Resulü, ümmetini ümmeti de onu çok seviyordu. O ve ona ait her şeye derin bir muhabbet besliyordu.

Sahabe-i kiram, Resulullah’tan hatıra kalan ne varsa onu koruyup teberrüken saklamışlardı. Hz. Peygamber tıraş olduğunda, mübarek saç ve sakalının tellerini yere düşürmeden kapışmışlardı. Bunların bir tekine sahip olmayı bütün dünyaya değişmeyeceğini söyleyenler vardı. Ayrıca savaşta yardım etmesi için “lıhye-i saadeti” sarığına koyan, ölüm anında şefaat dilemek için ağzına koyup “dar-ı beka”ya öylece göç edenler de vardı.

Yine Allah Resulu’nun validelerimizden Ümm-ü Seleme’de bir miktar saçı, Hz. Aişe’de ise bir hırkası bulunduğu ve insanların bunları teberrüken yüzlerine gözlerine sürdüğü bilinmektedir.

Bunun gibi Hz. Peygamber'e ve diğer peygamberlere, bazı sahabi ve İslam büyükleriyle Haremeyn-i Şerifeyn’e ait eşyalara, “Emânât-ı Mübareke” veya “Emanat-ı Mukaddese” yani Mübarek Emanetler veya Mukaddes Emanetler denmektedir. Ümmeti olmakla övündüğümüz Efendimizden bize kalan her hatıra, onunla buluşamayan bizler için birer teselli ve ümit kaynağıdır.

Mukaddes Emanetlerin büyük bir kısmı Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethetmesini müteakip hilafet ve Haremeyn’in Osmanlılara geçmesiyle İstanbul’a gönderilmiştir. Mısır’ın Fethi sırasında Kansu Gavri’nin, Mağrib’e kaçırtmak için İskenderiye Kalesi’ne gönderdiği Mukaddes Emanetler bulunmuş ve Yavuz Sultan Selim’e teslim edilmiştir. O büyük Sultan, “Şefaat Ya Resulullah” diyerek bunları yüzüne gözüne sürmüş ve kendi eliyle mühürlemiştir. Bu sırada Osmanlı hâkimiyetini tanıyan Haremeyn Şerifi II.Berekat da, çoğunluğu Kabe’ye ait emanetleri Sultan’a göndermiştir.

Mukaddes Emanetler, zamanla Peygamber aşığı devlet adamlarının satın alması ve hediyelerle çoğalmıştır. Son olarak da, I.Cihan Harbi sırasında Medine müdafii Fahreddin Paşa’nın Medine’deki Mukaddes Emanetlerin, İngilizler ve asiler tarafından yağmaya uğramaması için Payitaht'a göndermesiyle sayısı artmıştır. Mukaddes Emanetler bugün Topkapı Sarayı’nda, 605‘i Mukaddes Emanetler Dairesi  (Has Oda) olmak üzere, çeşitli bölümlerde sergilenmekte ve korunmaktadır. Ayrıca Eyüp Sultan ve I.Abdülhamid Han’ın türbelerinde Kadem-i Şerifler, Hırka-i Şerif Camiinde Hz. Peygamber’in Veysel Karani’ye hediye ettiği “Hırka-i Saadet” ve İstanbul ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Sakal-ı Şerifler de bulunmaktadır.

Ecdadımız, bu emanetlere ziyadesiyle ehemmiyet verip onları süsleyerek korumuşlardır. Yavuz Sultan Selim, Topkapı Sarayı'nda kendisine ait olan Has Oda” Emanat-ı Mübareke için tahsis etmiş, burada 24 saat Kur'an-ı Kerim okunması için 39 görevli tayin etmiş ve 40.’sı da kendi olmuştur. Has Oda, sarayda Enderûn’un en kıdemli ağalarının gözetimine verilmiş, bu ağalar, emanetlerin muhafazası ve temizliğine memur kılınmıştır. Temizlik sırasında toplanan tozlar, özel olarak yapılmış toz kuyusuna atılarak ayakaltına alınmasına izin verilmemiştir.

Cihada çıkılacağı zaman Sancağ-ı Şerif ve Hırka-i Şerifler çıkarılır, teberrüken ve manevi yardım için orduyla birlikte götürülürdü. Ayraca Peygamber Efendimizin halifesi olan padişahların teneşiri, Has Oda önünde toz kuyusuna bitişikti. Padişahlar, ahiret yolculuğuna da Allah Resulü’nün hatıraları önünde çıkarlardı. Ecdadın Resulullah sevgisini ifade etmeye şu misal yeterlidir:

Sultan I.Ahmed, Hz Peygamber'in ayak izinin resmini yaptırıp sarığına koymuş ve şu şiiri terennüm etmiştir:

         N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim,

         Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şâh-i Rusülün,

         Gûl-i gülzâr-i Nübüvvet ol kadem sahibidir,

         Ahmeda, durma yüzün sür kademine ol gülün.

Hırka-i Saadetler, Sakal-ı Şerifler, Hz. Peygamber'in hükümdarlara gönderdiği Name-i Saadetler, Resulullah’ın Uhud’da şehid olan mübarek dişleri, Naleyn-i Saadetler, Hz. İbrahim'in tenceresi, Hz. Musa'nın asası, Hz. Yusuf'un sarığı, Hz. Yahya'nın kafatası ve kol kemiği, Hz. Peygamber'in, Hz. Davud'un, Çehar-ı Yar-i Güzin ve Sahabe Efendilerimizin kılıçları, Hz. Osman'ın şehid edildiği Kur'an-ı Kerim, Hz. Hüseyin'in gömleği, Hz. Fatıma'nın gömlek ve hırkası, Kâbe’nin örtüsü, kilit ve anahtarları, altınoluk ve Hacer-i Esved mahfazası Emânât-ı Mübâreke'den bazılarıdır.

Unutulmamalıdır ki, Allah Resulü’nün şu müjdesi de, onun emanetlerine sahip çıkanları için ümit kaynağıdır:

         “Kişi sevdiğiyle beraberdir.”(6)

Halil İbrahim AKBULUT

--------------------

1-Ahzab-21.

2-Buharî, İman 8; Müslim, İman 70.

3-Nisa 80, Maide 92, konu ile ilgili bir çok ayet vardır.

4-Âl-i İmran-31.

5-Tevbe-128

6-Tirmizi, Daavat, 98.

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #6 2009-02-22 21:14
hocam,dogrudur..bunun hakkında bir malumata sahip degildim ancak cok enteresan geldi..yani neden bize gectikten sonra onları defnetmemişiz de onlar gibi sergilemeye devam etmişiz hi ç bir anlam veremedim dogrusu..
Alıntı
 
 
0 #5 2009-02-22 00:29
Hz. Yahya bilindiği gibi Hristiyanlar tarafından da kutsal sayılan peygamberdir. Vaftizci Yahya ismiyle bilinir.
Bu emanetler bize Hristiyanlardan ge çmiştir. Hristiyanlar da, bizler gibi Peygamberler, azizler ve kutsal kimselerin "Rölik" denilen, naaş, kemik ve eşyalarını saklar, korur, tezyin eder ve kiliselerde saklarlardı...
şu an Hz. Yahya'nın Mübarek kolları ve Kafatası kemiği, Topkapı Sarayında Mukaddes Emanet dairesinde sergidedir. Görebilirsin iz. Üzerindeki Kaplamalar ve işlemeler Bizans işidir ve üstündeki yazıları görebilirsin iz...
Alıntı
 
 
0 #4 2009-02-15 22:05
hz.yahya nın kafatası ve kol kemiği mi? hocam bunlar neden gömülü degildir acaba?
Alıntı
 
 
+1 #3 2009-02-15 09:51
Esselam;

Bu güzel yazınızı "Reyhan"da okumuş, istifade etmiştim...Emeğinize sağlık...
Alıntı
 
 
0 #2 2009-02-12 23:42
Bu yazı ilk olarak bir hutbe şeklinde hazırlanmış ve bu cümle de giriş cümlesidir. Cümle o haliyle bir yerden alıntı değildir.
Alıntı
 
 
0 #1 2009-02-09 22:21
Sayın hocam;
yukarı-)aki cümlenin bana kaynagını iletirseniz cok ama cok sevinirim...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile