Siyonizmi
hepimiz biliriz. Yahudilerin dünyayı tesir altına almak ve kimi hain emellerini
gerçekleştirmek için oluşturdukları teşkilat. Aslında bu yönde türlü türlü
fikirler ortaya atılıp, insanımızın içine korku tohumlarını serpmekten öteye
geçilememekte.
Çare üretmektense korku üretmek
bizimkilerin asli vazifesiyken hakiki manada bir bilgilendirme veyahut bir yol
haritası çizmek bizden çok uzak…
Osmanlı’nın yıkılış süreci, Sultan
2.Abdülhamid’in tahtan indirilmesi noktasında cahiliz. Bakınız ki olayın aslını
öğrenmektense son padişahlarımızı vatan haini ilan ediyoruz. Hiç mi hiç olayı
detaylarıyla, hakiki manasıyla öğrenemiyoruz; müşahede edemiyoruz.
Acaba kaç kişi Teodor Herzl’i
tanır? Kaç kişi Mason teşkilatlanmasını irdeleyebiliyor? Olayın kaynaklarına
inmekten ziyade duyumlara itibar ediyoruz. Kazım Karabekir Paşa’nın Masonlar
hakkında yayınladığı makalesini okuyanımız var mı? Veyahut Masonların Tanzimat
Dönemi’ne ilişkin teşkilatlanması ve devletin ileri gelenlerini kendi oyunlarına
alet etmesi ardından İngiliz işgalinin ardından kullanılanların çöpe atılarak
harcanması hiç mi dikkatimizi çekmiyor?
Tanzimat süreciyle başlayan ve
günümüze kadar süregelen entrikalar hiç bitmedi bu topraklarda. Bu yazımda asıl
dikkatinizi çekmeye çalıştığım husus Teşkilat-ı Mahsusa’da görevli Debreli Zünnun’un,
dünyaya hâkimiyet kurmak isteyen Siyonist Teşkilatı’nın 21 maddelik düsturları.
Bu maddeleri okurken dünyaya bakış açımızı biraz daha genişleteceğimizden
şüphem yok.
Problem burada zuhur ediyor aslına
bakarsanız. Olayları iyi okuyamıyoruz. Günü birlik bir yaşam tarzımızı kim inkâr
edebilir? Yol haritası çizmekten bahsederken bunu anlatmaya çalışıyorum.
Olayları iyi okuyarak sağlam ve güçlü adımlarla geleceği kucaklamamız gerek. Bu
yönde bilgisizliğimizi kabul edip bir takım okumaların içine girmeliyiz. Seyyid
Kutup’un, Yahudi ile Savaşımız adlı eserinde dikkat çekmek istediği
husus da budur.
Bu itibarla Siyonistlerin 21
maddelik düsturlarının bir kısmını aktarırsak konumuz biraz daha açıklığa
kavuşacaktır:
Genç nesilleri ahlaka
mugayir telkinlerle ifsad etmeli.
Aile hayatını yıkmalı
İnsanlarla aşağı sınıflarla
tahakküm etmeli
Sanatı zayıflatarak
edebiyatı müstehcen ve şehevi bir hale sokmalı
Mukaddesata hürmeti
yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vakalar uydurmalı
Hudutsuz bir lüks, baş
döndürücü modalar icad etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik etmeli
Kalabalıkların vakitleri,
eğlenceleri, oyunlarla geçirtilmeli, herkes düşünmekten alıkonulmalıdır.
Müfrit nazariyelerle
fikirler zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar yaratılmalı, sınıflar arasına
kin ve itimatsızlıklar sokmalı
Siyasi ve iktisadi
buhranlar yaratmalı, servetleri mahvetmeli
Saçma nazariyeleri ortaya
atarak halkı, gayr-i kabil-i tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevk etmeli
Mali istikrarı bozmalı,
iktisadi krizleri çoğaltmalı, spekülasyonlara yol açmalı, altını mahdut ellerde
toplamalı, insaniyeti elem, ıstırap ve yoksulluk içine atmalı(1)
Kısaca bu maddeleri sunmak
istedim. Aslında bunlara bir göz atınca olaylara daha farklı bir bakış açısı
yakalayabiliriz. Toplumumuzun ve dünyanın içine itildiği durumu fark etmek
durumundayız.
Bu toprağın nesilleri çok kan kaybetti.
Cihan Harbi’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın ardından verdiğimiz zayiatın, kaybolan
nesillerin bedelini çokça ödedik. Hala da ödüyoruz. Bu durumdan, bu eksiklikten
bir an evvel uzaklaşmalıyız.
Bu hususta nitelikten ziyade
niceselliğin bir hikmeti olmuyor. Niceliğin içi nitelikle doldurulduğu vakit
işlerimiz yol alacaktır…
Bir hocamızla muhabbet ederken,
adam eksikliğinden bahsolunmuştu. Adam
eksikliği…
Adam gibi yetişmek… Adam
yetiştirmek… Muallimlerimizin değer vermesi gereken nokta burası.
“Saldım çayıra, mevlam kayıra”, zihniyetinden
ziyade, devletini, milletini, vatanını seven, bunlara âşık bir nesil yetişmeli
bu vatanın bağrından…
Ebû Ubeyde bin Cerrahlar, Ahmet
Yeseviler, Kazım Kara Bekir Paşalar, Abdülhamidler, Mehmed Akifler yetişmeli bu
vatanda…
Şu halimize bakın ki vatan içinde
hala kardeşçe yaşamayı beceremedik. Ayrılık ve gayrılıklarla vakit geçiriyoruz,
kan kaybediyoruz. Alevi meselesi, Kürt sorunu hala çözülemedi. Ve devleti soyup
soğana çevirenler, ihtirasları peşinde koşanlar cabası.
Devletin ileri gelenleri, bu
sorunları bir daha olmamak kaydıyla çözmeli. Muallimlerimiz bu neslin
evlatlarını donanımlı yetiştirmeli. Gençlik varlığına inanmalı, içindeki
cevheri keşfetmeli… Çalışan, vatanının güçlenmesi için daha iyi çalışmalı…
Vazifesi olanlar işini hakkıyla yerine getirmeli.
Adam yetişmeli… Adam olunmalı…
Bu vatan, boş şeylerle çok oyalandı.
Kendi çıkarlarını gözetenlerin oyunlarına kurban edildi. Biz Ali Kalkancılarla
uyutulduk, biz içimize atılan nifak tohumlarıyla, sağ-sol kavgalarıyla uyutulduk.
Sırf birilerinin çıkarları için bu vatanda kardeş kardeşi vurdu.. Elimizde ne
kaldı! Bir de herkes kendi görüşüne kurban gidenleri övdü, diğerlerine sövdü.
Övdüğün kim, sövdüğün kim be adam? Uyutulduk ve de uyumakta bu ısrar neden?
Uyutanlar devleti soydu.
Uyandığımızda ise iyice fakir düştük, mecalsiz kaldık. Hani Afrika’ya Batının
yaptıkları şöyle anlatılır: “Onlar geldiğinde ellerinde İncil vardı bizim
elimizde ise altın. Gözlerimizi kapatmamız söylendi. Gözlerimizi açtığımızda
elimizde İncil, onların elinde ise altınlarımız vardı.”
Çok iyi biliyoruz ki bu
topraklarda bunu yapmakta zorlandılar. Çünkü güçlü bir medeniyetten
besleniyorduk ki, bunu da zayıflatmaya kalkıştılar. Ama yeter bu kadar! Biz
uyumayacağız ve çalışacağız… Gece veyahut gündüz… Durmadan, dur durak bilmeden.
Çünkü bizi besleyen can damarlarımız var. Ecdadımızın gücü var, samimiyeti var
ve kavî bir imanımız…
“Benim iman dolu göğsüm gibi
serhaddim var” iken neden aciz olayım, düsturu yerleşmeli zihnimize…
Benim Medeniyetime sövene, ben
cehdimle cevap veririm…
Şunu sormalıyız kendimize;
sinemalarda ayı bir şahsiyet sergileyen karakterin canlandırıldığı bir film,
gişe rekorları kırarken, vatan mücadelesinin anlatıldığı 120 filmi neden dikkate
alınmadı. Saçma filmin açıklaması da şuydu, sinemaya gidenler o karakterde kendini
gördüğü için bu filme önem verdi. Yapmayın Allah aşkına! Neden bu ayılığı
kendimizde görüyoruz. Biz 120 filminde kendimizi görmemiz gerekirken, niye
bizimle alakası olmaması gereken bir karaktere bürünüyoruz. Gerçekten kendini,
o karakterde gören varsa biz ne haldeyiz!
Biz aptallaştırıldık. Ve aşağılık
karaktere rağbet ederek insanlığımızdan biraz daha kaybettik. Bu hazin verici
bir durum! Bu bir hezeyan!
Mehmet Nişancı
1-Ahmet Gürkan: İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi, Nur yayınları S. 31-32
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




Yorumlar
saymış olduğunuz 21 maddenin daha niceleri vardır...
"Saldım çayıra, mevlam kayıra "
tabiri benimsememeliyi z....(ve bunun gibi bir çok ...)
onun yerine evlatlarımızı yeni neslimize gereken ilgi ve alakayı göstererek doğru yolu benimsemesini
sağlamak...
...
aptallaştırılmış!! olduğumuz muhakkak ve önüne ge çmek i çin yapılacak olan bir çok şeyden birisiyse kendi gündemimizi kendi sesimizi oluşturmak..
ekranlarımızdan vıcık vıcık ahlaksızlık fışkırıyor ve nasıl oluyor anlamıyorum MÜSLÜMANLAR isyan etmiyor.. bunu idrak edebilmem imkansız..
Türkiyede televizyon seyredip hala isyan etmeyen Müslüman beni korkutuyor.. kesinlikle Müslümanlığımız adına endişeliyim..
dünya üzerinde 2008 senesi rakamlarına göre 1,5 milyara yakın müslümana rağmen hala daha emperyal gü çler müslüman topraklarında cirit atabiliyorsa..
bu sadece adı simon adı yosef olanların gücü ile mümkün olmuş değil hatta daha ötesinde bunu aylnız başarmalarına mkan da yoktur..
onların kölesi haline gelmiş adı abdullah-misal ürdün kralı ve daha nicesi- adı hünsü olanların aptallıkları dolayı â??aptallaştırılmışlıkları- sıyla mümkün olabilmiştir..
söz uzun dert büyük..
dua ile..
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.