Ayşe Serra

gul_0164Kutlu Doğum ayındayız. “Âlemlere Rahmet” olarak gönderilen; numûne-i imtisâl efendimizin vilâdetini asırlar sonrasında yüreğimizde tekrar yâd ediyoruz.

 

Anışımız sadece onun adını söylemek için değil; bin dört yüz yıl önce, getirdiği evrensel mesajları kendi çağının ortamında değerlendirmek ve bu öğretilerin tüm güzelliğiyle; taptazeliğiyle bütün dimağlarda yer edişini hatırlamaktır.

Her zaman çağlar üstünden seslendi bize… Her zaman iyiliği ve güzeli emretti. Çünkü O vahyi Esmâü’l-Hüsnâ’nın sâhibinden alıyordu. Hiçbir zaman bir insanı incitmedi. Birisiyle buluşmak için anlaştığında günlerce orada bekleyip; zorda kalsa da o mekânı terk etmedi. Onun o dik duruşu karşısında, Tûr-u Sînâ’lar, Uhud’lar hayrete düştü. Bir insanın hatasını asla yüzüne vurmadı. Onu bir mecliste umûma hitâp ederek belirtti. Yüzü hiçbir zaman asık olmadı. Çok ağlayıp az gülse de mânevî âlem de, o hüznünü yüreğinde gizledi. Saçlarını ağartan Hud Sûresi’ni okuduğunda yanaklarından boncuk boncuk yaşlar aksa da, Allah ona fethi müjdeledi. Geçmiş ve gelecek günahları affolunduğu hâlde, sabahlara kadar ibâdet ederdi. Her zaman cemiyetle iç içeydi. Halkın içinde idi ama yüreği Hak’la idi. “Sizin en hayırlılarınız insanlara en çok faydalı olanınızdır” buyurarak ashâbı ve inananları da müminlerle hemhal olmaya teşvîk etti. Nerede bir yetim görse onu bağrına basar, vefât eden çok sevdiği Haticesinin sevdiklerini onun ölümünden sonra bile ziyâret ederdi. Kendisine bakan Ümmü Eymen’e “Anneciğim” diye hitâp ederdi. Evet, o, Cemâl sâhibi Allah’ın kulu ve elçisiydi.

Celâl isminin tecellîsi de olmuyor değildi. “Güneşi sağ, ayı sol elime verseniz dâ‘vâmdan vazgeçmem” diyordu. Yalnız kalmıyordu ki hiç. Mağara da onu izleyenler bilmiyordu ki; “O iki kişinin üçüncüsü Allah’tı.”

Tertemizdi, vefât ettiğinde elinde misvak vardı. Saçlarını tarar, sakallarını derli toplu keser ve su dolu bir küp içinde yüzüne bakardı. Ashabın içine girdiği zaman hoş kokmayan şeyleri yemez ve güzel giymeyi severdi. “Allah güzeldir, güzeli sever” derdi.

Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü o câhil asırda, kendisi Fâtıması için ayağa kalkar ve ona yerini verirdi.

Hanımları arasında âdildi. Onları hiçbir zaman incitmedi. Kaba söz kullanmadı, şiddet uygulamadı. Onun ahlâkı Kur’ân’dı. Bunu yapmazdı zâten. Ashabtan hanımlarına hoş davranmayanları da uyarırdı. “Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en hayırlı davrananlarınızdır” buyururdu.

[Câmilerde çocuklara bağırıp onları dinden soğutan kaba softa ham yobazların tersine -ki din bu değildir-] Çocgul_0164ukları çok sever, onlarla oyun oynardı. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin namaz kılarken O’nun [sallallahu aleyhi vesellem] boynuna çıkardı. Bir hutbesini sırf torunu ağlıyor diye bırakıp, onu kucaklamıştır. Çocuğunu çağırıp “sana bir şey vereceğim” diyen bir hanıma; “verdin mi va’d ettiğini?” diye sorunca “evet, verdim Yâ Resûlallâh” diyen hanıma: “Vermeseydin, çocuğa yalan söylemiş olurdun” buyurmuştu. Kendisi latîfeyi sever; ama hiçbir zaman Hak’tan gayrisini söylemezdi. Şaka da olsa yalan söylemekten ümmetini men etmişti.

Bir kişi hasta olduğunda ziyârete giderdi. Cesurdu, savaşta en önde gidendi. Bir iş olduğu zaman işin başında gidenlerdendi. Kendi yamasını kendi yamalardı.

Ay yüzlü, hilâl kaşlı, açık alınlı, çekme burunlu idi. Gözünün karası tam kara, beyazı tam beyazdı. Orta boylu idi. Ama kiminle yürürse boyu ondan uzun gözükürdü. Gölgesi yoktu. Teri bile gül kokardı. Teri bile gül kokardı.

Edebiyattaki adı “gül” ile müsemmâ olmuştu. Teyzelerimiz, amcalarımız, annelerimiz, babalarımız ne zaman gül görse “salavât” çeker oldular. Onu her yerde hatırladılar. Ashâb, adını duyduğu ân kalpleri yerinden çıkmasın, “küt küt” atışları azalsın diye ellerini kalplerine koyarlardı. Onlardan bize hâtıra bu yâd… Geldik yine hamdolsun Gül Mevsimi’ne… Bu sefer ki yâdımız, elimizde bir tesbihle binlerce salât-ı selâm çekmek olsun. Bu sefer ki yâdımız, adını duyduğumuzda elini kalbimize götürmemiz olsun. Ve en önemlisi; bu sefer ki yâdımız Âlemlere Rahmet olarak gönderilen efendimizin ahlâkı “Kur’ân ahlâkı” ile ahlâklanmak olsun. Ve bu bizim en büyük kârımız olsun…

Efendimize, âline, ashâbına ve bütün inananlara salât ve selâm olsun. Tüm inananların Kutlu Doğum Haftası mübârek olsun. Ve bu sefer mânevî dirilişimiz O’nunla [sallallahu aleyhi vesellem] aynîleşmek olsun inşallah…

Ayşe Serra

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorumlar  

 
0 #4 abdullah hadid 2010-07-08 13:15
"söylemin" mahşeri atlısı olarak korkunun tellallığını yapmak... seçilmiş olan ruhların korku ile sarmalanmasına adeta kucak açmak... yani ilahi mesajaı duyma ve onu yerine getirme şansına sahip olanları sürekli bir korku ile şereflendirmek?. oysa bizler toprağı yararak çıkan çiğdemlerin selamlayıcısı olacaktık ve oradan göğe dokunup muhammedi mesajın taşıyıcıları....
Alıntı
 
 
0 #3 asahin. 2010-06-05 02:18
Allah razi olsun...
"Gül"e komsu olasin...
Alıntı
 
 
0 #2 sarisu43 2010-04-27 23:20
tesekkurler... istifade ettik. Allah razi olsun...
Alıntı
 
 
0 #1 sözsuretinde 2010-04-12 16:08
Yüreğinize sağlık,kalemini ze bereket Ayşe Serra,son derece içli bir yazı olmuş.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile