Ayşe Serra

İlâhiyatçı, almış olduğu ilimler îtîbârıyla, taşıdığı misyonla ve adına lâyık olmak adına bir çok şeye dikkat etmelidir.

İlâhiyatçı, yerine getirmekle mükellef olduğu farz ve sünnete sımsıkı bağlı olmalıdır. (Her Müslüman’ın görevi tabi) “Ne alâkâ” demeyelim lütfen, maalesef bazen namaz kılmayan, tokalaşmayı mubah gören kardeşlerimizi duyuyoruz. Bunlar binde bir de olsa olmamalı. İlâhiyatçı, fetva ile amel ettiği kadar takva ile de amel etmelidir…

İlâhiyatçı duyarlı olmalıdır. Etrafımızda vukû bulan olaylara karşı duyarlı olmalıyız. Bir yaşlıyı elinden tutup karşıdan geçirebilmeli, bir âmânın elinden tutabilmeli, yoldan taş, diken, cam gibi şeyleri kaldırmalı, yalnız bir kimsenin yalnızlığını giderebilmeli, sıkıntıda olanın yârânı olabilmeliyiz.

İlâhiyatçı tövbekâr olmalıdır. Her insanın hata ettiği gibi bizler de günah işleriz. Anında tövbe edersek, o siyah leke Allah’ın izniyle silinir. Ama tövbeyi aksatır ya da günahta ısrarcı olursak, yapmış olduğumuz hata, Allah muhafaza, büyük günaha dönüşebilir. O sebeple, yapılan yanlışın farkına varır varmaz, ondan el, etek çekilip, Allah’a sığınılmalıdır.

İlâhiyatçı gıybet ortamlarından ateşten kaçar gibi kaçmalıdır. Maalesef toplumdaki birçok kişi için gıybet etmek, sakız çiğnemek gibi basit bir fiil olarak görülmektedir. Halbuki Hucûrât Suresi’nde Allah (c.c.): “Sizden biri hiç kardeşinin ölü etini yemek ister mi? Bundan tiksinirsiniz” şeklinde buyurmaktadır. Bizler, magazin programlarının gündemde büyük bir yer ettiği zamanda yaşasak da, onlar gibi değiliz hamdolsun. İçimizden birisi; “hayır, kulaklarımla günahı duymak istemiyorum” ya da “kardeşim duysa, bu gıybet olur, kul hakkıdır” dese, birilerine meydan kalmamış olur.

İlâhiyatçı sır saklayan olmalı, sır saklamayandan yılandan kaçar gibi kaçmalıdır. Sır kalbe gömülmelidir. Eğer bir kardeşimiz bize bir bilgi verir ve onu kimseye söyleme derse, biz de söylersek, rızası olmadan verdiği bilgiyi çevreye yaymamızdan ötürü onun hakkını nasıl öder, gönül burukluğunu nasıl gideririz? Bir insan, birisini size anlatırken beden diliyle şunu ifade etmektedir: “Bak, şimdi onu sana anlatıyorum, seni de başkasına anlatacağım”. Buna dikkat etmeliyiz. Biz kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak, başkalarına da öyle davranmalıyız.

İlâhiyatçı her işinde ifrat ve tefrit’e düşmemeli, mutedil bir yol izlemelidir. Kimi kardeşlerimiz aşırı tutucu iken, kimileri de çok rahat… Resülullah’ın (a.s.) yaşadığı İslâm’ı örnek almalıyız. Hepimizin kendince dayanakları var, amenna, fakat olması gereken Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat çizgisini aşmamamız…

Açıköğretim İlâhiyat, uzaktan öğretimle ilahiyat ve örgün ilahiyat okumuş birisi olarak sözlerimin hepsi yaşanılmış ve işitilmiş hadiselere dayanılarak ifade edilmiştir.

Ayşe Serra


Yazının Birinci Bölümü " İlâhiyatçıya Neler Gerek -I " İçin Tıklayınız ..

Bu kategorideki diger yazilari goster.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile