Hocalarımızdan

Şarkiyatçı Bakış Açısının Din Araştırmalarına Etkisi-I

News image

Edward Said şarkiyatçılık adını verdiği olguyu çeşitli açılardan farklı şekillerde tanımlasa da o şarkiyatçılık derken kabaca batılı zihnin doğu ama özellikle...

Çağdaş Kerbelalar

News image

Hz. Hüseyin, Kufe’ye doğru yola çıkma kararı aldığında Mekke ve Medine halkı yıkılıyordu. En yakınındakiler, onu bu kararından vazgeçirmeye çalışıyorlardı....

Esintiler - Esâtiz

Kutsal_Kitaplar_m_lahi_Vahiy_miKitab-ı Mukaddes Konusunda Doğru Tavır

Bugün elimizde Kitab-ı Mukaddes ismiyle mevcut bulunan külliyatın içinde, Yahudiler ve Hıristiyanlar tarafından “kutsal kitap” olarak bilinen metinler yer almaktadır.

 

Yahudi inancına göre Yehova (tanrı), Yahudilerle bir anlaşma (ahit) yapmış, onları “has kulları” olarak diğer insanlardan ayrıcalıklı kılmış ve Tevrat’ı da bu çerçevede onlara indirmiştir.

Hıristiyanlar bu inancı kabul etmekle birlikte şöyle düşünürler: Tanrı Yahudilerle böyle bir anlaşma yapmıştır. Ama şimdi bu anlaşmanın süresi dolmuş, onun yerini, Hıristiyanlarla İncil üzerinden yapılan anlaşma (ahit) almıştır. Bu sebeple Hıristiyanlar, Yahudilerin kutsal kabul ettiği kitaplara “Ahd-i Atik” (Eski Anlaşma), kendi kitaplarına ise “Ahd-i Cedid” (Yeni Anlaşma) derler. Her iki külliyatın bir arada basılmış haline “Kitab-ı Mukaddes” denir ve içinde “Ahd-i Atik” adıyla Yahudilere ait 39 kitap ve “Ahd-i Cedid” adıyla Hıristiyanlara ait 27 metin mevcuttur.

Bu Külliyat Hakkında Nasıl Bir Tavır Takınmalıyız?

Hiç şüphesiz Yahudi ve Hıristiyanların oluşturduğu bu metinlerin ne kadarının vahiy kalıntısı olduğunu kesin olarak tespit etmek mümkün değildir. Diğer metinler bir yana, bilhassa bu külliyat içinde “Tevrat” ve “İncil” adıyla yer alan metinlerin hiçbir cümle ve pasajında vahiyden eser ve kalıntı bulunmadığını söylemek isabetli olmaz. Eğer varsa bu tür cümle ve pasajların ya bizzat kendilerine ya da bağlamlarına müdahale edildiği için, herhangi birisi hakkında “Bu, kesin olarak Hz. Musa a.s.’a veya Hz. İsa a.s.’a indirilmiş bir cümledir” demenin de imkânı yoktur.

Asr-ı Saadet’te de Yahudiler, ellerindeki Tevrat adıyla mevcut bulunan İbranice kitabı okuyup, Arapçaya tercüme ve tefsir ediyorlardı. Efendimiz s.a.v. bu durumdan haberdar olduğunda şöyle buyurdu:

“Ehl-i Kitab’ı ne tasdik edin, ne de yalanlayın. Ancak şöyle deyin: Biz bize indirilene (Kur’an-ı Kerim’e) de size indirilene (gerçek Tevrat ve İncil’e) de iman ettik. Bizim ve sizin (ve bütün insanlığın) ilâhı birdir. Biz O’na teslim olduk.” (Buharî)

Burada Efendimiz s.a.v.’in Ehl-i Kitab’a vermemizi emir buyurduğu karşılık, Ankebut suresinin 46. ayetidir.

Hz. Ömer r.a. bir gün Medine’deki Yahudi bilginlerinden duyduğu ve çok hoşuna giden Tevrat pasajlarını kendisine yazmalarını istemişti. Bir deri parçası üzerine yazdırdığı bu satırları heyecanla Efendimiz s.a.v.’e getirdi. Efendimiz s.a.v., deri parçası üzerinde yazanlara muttali olunca, birden mübarek yüzünün rengi değişti. Hayatı boyunca nadir olarak sinirlenen Efendimiz s.a.v. sinirlenmişti. Mübarek tükürüğüyle deri parçası üzerindeki yazıları sildikten sonra şöyle buyurdu:

“Ey Ömer! Allah’a yemin ederim ki ben size apaçık bir Kitap getirdim. Onlara (Ehl-i Kitab’a) bir şey sormayın. OKutsal_Kitaplar_m_lahi_Vahiy_milur ki size hakkı söylerler de (kendilerine güvenmediğiniz için) yalanlarsınız veya size batıl bir söz söylerler ve siz de (hak olabilir mülahazasıyla) tasdik edersiniz. Canımı elinde bulundurana yemin olsun ki, eğer Musa şu anda hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir şey yapması helal olmazdı.” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/312)

Belki de Hz. Ömer r.a.’ın hoşuna giden Tevrat pasajında neler bulunduğunu bilmiyoruz. Muhtemelen Kur’an’ın mesajıyla örtüşen hususlar ihtiva eden cümleler vardı. Zaten Hz. Ömer r.a.’ın, Kur’an’a aykırı düşen Tevrat cümlelerine öyle bir ilgi göstermesi ihtimal dâhilinde değildir.

Hal böyleyken Efendimiz s.a.v.’in tepki göstermesi ve ardından o kendi peygamberliğinin evrenselliğini ifadeye koyan hakikati dile getirmesi, meselenin hassasiyetini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Kur’an Diğer Kitaplardaki Hakikati de İhtiva Eder

Efendimiz s.a.v.’den önceki peygamberlerin tamamı, ya bir bölgeyle veya bir kavimle sınırlı bir peygamberlik görevi ifa etmişlerdir. Efendimiz s.a.v.’in tebliği ise evrenseldir; tarihler ve coğrafyalar üstü bir kuşatıcılığa sahiptir.

Yüce Kitabımız’da bu hakikat şöyle ifade buyrulmaktadır: “Seni de ancak bütün insanları içeren bir elçilikle rahmetimizin müjdecisi, azabımızın habercisi olarak gönderdik, başka değil! Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe, 28)

Bütün insanlığın dikkatini bu evrensel hakikate çeken bir diğer ayet-i kerime de şöyledir:
“De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim.” (A’raf, 158)

Efendimiz s.a.v.’in “son peygamber”, Kur’an’ın “son Kitap” ve İslâm’ın “son din” olmasının anlamını biraz da burada aramamız gerekir. Mademki artık başka peygamber ve kitap gelmeyecek, o halde en son gelen peygamber ve kitabın, bütün insanlığa hitap etmesi, bütün insanlığın saadet ve selametini temin edecek hüküm ve kaideler getirmesi halin icabı olmaktadır.

Bu sebeple Efendimiz s.a.v.’e şöyle demesi bir “emir” olarak buyurulmuştur: “De ki: “Hangi şey şahadetçe en büyüktür?” De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.” (En’am, 19)

Nitekim Kur’an-ı Kerim sadece kendisinden önceki kitapları tasdik eden, dolayısıyla onların getirdiği hakikatleri de ihtiva eden bir kitap olmakla sınırlı bir özellikte değildir. Aksine o, diğer kitaplarda yer almayan hükümler de getiren, hatta onlarda yer almış bazı hükümleri yürürlükten kaldıran (nesh eden) bir kitaptır.

“Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Rasule, o ümmî peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf, 157) ayeti bu hususu açık bir şekilde ifadelendirmektedir.

Ebubekir Sifil

(Devam Edecek)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile